ANNA AHMATOVA ŞİİRLERİ


Şiirlerinden Örnekler:

ADAMA

Bu acı önüne çıkan dağları çökertir,
koca ırmaklar akamaz, çürür,
ama mapushane sürgüleri demir
arkasında göz alabildiğine koğuşlar
içlerine ölümcül bir bungunluk yürür.
Kimin daha saçlarını okşar serin rüzgâr, dokunmadan,
kızıl günbatımı kimin başına vurur daha –
ne biliriz, hep aynıyız, her yerde, her zaman,
anahtarların şakırtısı etimizde duyduğumuz
postallı adımları askerlerin.
Sabah ayinine kalkar gibi, kalkıyoruz,
geçiyoruz bir daha kirletilmiş meydanlarını kentin,
ölülerden soluksuz, buluşma yerine varıyoruz,
güneş alçalmış, Neva dibinde sislerin,
uzaktan uzağa umudun canlanan türküsünü duyuyoruz.
Karar! Ansızın coşacak gözyaşları,
bunca başkayız birbirimizden, bunca ayrıyız,
sanki yürekten sökmüşler de yaşamı,
sarsılan bir arabaya tıkılır gibi gerisingeri
geliyor kadın… Sendeleyerek… Yapayalnız…
Nerde yazgının buluşturduğu onca insan, nerde şimdi
cehennemde geçen o ik yılda edindiği dostlar?
Hangi Sibirya fırtınası dolduruyor bedenlerini?
Aya bakınca hangi hortlakları görüyorlar?
Bu ayrılık şarkısını adadığım, işte onlar.

“Ardından”
Çeviri: Sabit Yılmaz – Mustafa Ziyalan
Anna AHMATOVA

AYNI BARDAKTAN İÇMEYECEĞİZ

Aynı bardaktan içmeyeceğiz
Ne sıcak şarabı, ne suyu,
Kuşluk vakti öpüşmeyeceğiz,
Pencereden bakmayacağız akşama doğru.
Sen güneşle soluklanıyorsun, ben ayla,
Ama düştüğümüz aynı sevda.

Sadık ve sevecen dost, benim yanımda,
Senin yanındaysa neşeli bir sevgili.
Gri gözlerindeki korkuyu anlıyorum sanma,
Ve bu çektiklerimizin sensin sebebi.
Sıklaştırmıyoruz ayaküstü buluşmalarımızı.
Ne çare ancak böyle koruyabiliriz huzurumuzu.

Şiirlerimde yalnızca senin sesinin ezgisi duyulur
Senin şiirlerinde benim soluğum eser.
Bir ateş ki, ona kim dokunur,
Buna ne korku, ne unutuş cesaret eder
Ve bilsen nasıl hoşlandığımı
Seyretmekten senin kuru, pembe dudaklarını.

Türkçesi: Hande Özer
Anna AHMATOVA

AYNI BARDAKTAN

Aynı bardaktan içmeyeceğiz
Ne suyu, ne tatlı şarabı,
Şafakta öpüşmeyeceğiz
Ve akşam çöktüğünde pencereden bakmayacağız.
Sen güneşle soluyorsun, ben ay ile,
Ama aynı aşkla yaşıyoruz ikimiz de.

Benim yanımda sadık, sevgili yârim,
Senin yanında neşeli eşin,
Ama okuyorum gri gözlerindeki korkuyu
Çünkü sensin acım.
O arada bir buluşmalarımız bundan böyle
Daha bir arada bir olsun.
Gönlümüz rahat olsun, o zavallı gönlümüz.

Şiirlerimde yalnız senin sesin var
Senin şiirlerinde, biliyorum benim soluğum esiyor
Oh, bir odun ateşi ki cesareti yok
Ne unutuşa, ne korkuya dokunmaya..
Bir bilsen nasıl seviyorum şu an
O kuru dudaklarını, gül rengi!

Çevirmen: Güneş Acar
“Yaban Balı Özgürlük Kokar”
Anna AHMATOVA

BİLGELİĞİN...

Bilgeliğin yerine-deneyim,
Tatsız içki susuzluğu gidermiyor.
Oysa gençliğim bir Pazar duasıydı…
Nasıl unuturum?

Nice bomboş yollarda taban teptim
Sevmediğim adamla,
Kaç kez diz çöktüm kilisede
Beni seven için…

Unutur oldum ben de;
Yıllar geçiyor yavaş yavaş
Bir daha, hiçbir zaman bulamayacağım
Ne öpülmemiş dudaklarını, ne gülmeyi unutmuş gözlerini.

“Yaban Balı Özgürlük Kokar” adlı kitabından
Çevirmen: Güneş Acar
Anna AHMATOVA

BİLMİYORUM, YAŞAMAKTA MISIN, ÖLDÜN MÜ?

Bilmiyorum, yaşamakta mısın, öldün mü?
Dünyada bir yerlerde bulabilir miyim seni
Yoksa, akşamın yaslı karanlığında
Bir ölüyü mü düşünmeli..

Her şey senin için: Gün boyunca dualarım,
Uyuşturan ateşi uykusuz gecelerin;
Şiirlerimin beyaz sürüsü,
Ve mavi yangını gözlerimin..

Hiç kimse daha yakın olmadı bana,
Hiç kimse böylesine üzmedi beni,
Acıya salıp gidenler bile,
Okşayıp bırakanlar bile hatta.

Çeviren: Ataol Behramoğlu
 Anna AHMATOVA

BİR KUYUNUN

Bir kuyunun dibindeki ak bir taş örneği
İçimde bir anı
Karşı koyamam, koyamam da:
Bir yanı sevinç, bir yanı acı…

Tanrılar, biliyorum dönüştürürler
İnsanları nesneye- bilinçlerini yok etmeden,
Güzelim hüzünleriyle yaşasınlar diye sonsuza dek.
Sen de benim için bir anıya dönüştün.

Çevirmen: Güneş Acar
Anna AHMATOVA


BİRİ ÖLÜNCE

Biri ölünce,
İmgeleri değişir artık.
Gözleri başka görür, ağzı bambaşka
Gülümsemelerle gülümser gülümserse.
Bunu bir ozanın
Cenazesinden döndüğümde anladım.
O zamandan bu zamana
Birçok kez doğrulandı anladığım.

Çevirmen: Sabit YILMAZ - Mustafa ZİYALAN
Anna AHMATOVA


ESİN PERİSİ

Geceleyin beklerken gelişini onun
Yaşamım pamuk ipliğine bağlı sanki
Gençlik, şan, özgürlük nedir ki
Karşısında o güzeller güzeli konuğun

Geliyor kavalıyla, kaldırıp peçesini
Ve takılıp kalıyor gözlerine gözlerim
“Sen miydin” diyorum “Cehennem sayfalarını
Yazdıran Dante’ye?” Yanıtlıyor: “Bendim.”

Çeviren: Ataol BEHRAMOĞLU
Anna AHMATOVA

GÖM BENİ

Göm beni, hey rüzgâr! göm beni
Benimkiler gelmedi
Üzerimde uçarı akşam
Ve yumuşacık toprağın soluğu.

Sencileyin özgürdüm,
ama yaşamak istiyordum, yaşamak
görüyor musun, hey rüzgâr! şu soğuk ölü bedenimi
Ve ellerimi kavuşturacak kimsenin olmadığını.

Bu kara yarayı
Akşamın karanlığıyla ört
Ve mavi sise söyle
Benim için bir ilâhi söylesin.

Böylece, yapayalnız erişeyim
Son uykuma, rahatça
Baharın büyük kamışlarının
Söz ettiği, benim baharımın

“Yaban Balı Özgürlük Kokar”
Çevirmen: Güneş Acar
Anna AHMATOVA

GRİ GÖZLÜ KRAL

Onulmaz ağrı şan olsun sana!
Gri gözlü kral dün öldü bir anda.

Sıkıntılı ve alaca bir sonbahar akşamıydı.
Kocam eve dönünce metanetle mırıldandı.

“Biliyor musun avdan ölüsüyle dönmüşler,
Cesedini yaşlı meşenin dibinde bulmuşlar.

Ne kadar da gençti, yazık kraliçeye
Ağarmış bütün saçları bir gecede.”

Ocağın üzerinden piposunu buldu
Ve gece işlerine koyuldu.

Kızcağızımızı şimdi uyandıracağım,
Küçük gri gözlerine bakacağım.

Pencerenin ardındaysa kavaklar
“Yeryüzünde kralın yok” diye fısıldayacaklar.

Çevirmen: Azer YARAN
Anna AHMATOVA

İNSANLARIN YAKINLIĞINDA GİZEMLİ BİR ÇİZGİ VAR

İnsanların yakınlığında gizemli bir çizgi var,
Bu çizgiyi aşamaz tutku ve ölesiye sevmek.
Korkunç bir ıssızlıkta varsın birleşsin ağızlar
Ve çatlasın, parça parça dağılsın yürek.

Dostluk da güçsüzdür burada, yılları da
Yüksek mutluluk ateşinin,
Ruh özgürdür ve yabancıdır burada
Ağırkanlı bitkinliğinde şehvetin.

Çılgındır koşanlar buna erişmek için,
Erişenlerse bir özlemle uğramıştır bozguna.
İşte şimdi anladın sen, niçin
Çarpmıyor artık yüreğim avuçlarında.

Çevirmen:Azer Yaran
Anna AHMATOVA

NE ÇOK İSTEĞİ VAR TATLI YÂRİN!

Ne çok isteği var tatlı yârin!
İsteksizdir elbet aşksız insan.
Sevinç duyarım suyun sâkin
Saydam buz altında kalışından.

Ve atların buza – yardım et Tanrı’m! –
O aydınlık ve kırılgan olan,
Sakla, sende kalsın mektuplarım,
Gelecek’tir bizi yargılayan.

Açık, apaçık olman için ve
Bilge görünmen için onlara,
Senin o şanslı yaşamöykünde
Hiç yer verilir mi boşluklara?

Her nimet tatlıdır bu dünyada.
Sıkı dokunmuştur ağları aşkın.
Benim adımı ders kitabında
Çocuklar okusun, farkına varsın,

Bıyık altından gülümsesinler,
Bu hazin öyküyü öğrenince…
Aşk ve huzur vermedin, bu sefer
Acı bir şöhret ver, hiç değilse.

Türkçesi: Kanşaubiy MİZİEV – Ahmet NECDET
Anna AHMATOVA

SİYAH TÜLÜN ALTINDA SIKTIM  ELİNİ

Siyah tülün altında sıktım elini…
“Bugün neden büründün bu solgunluğa?”
– İçirdim ona buruk kederimi,
Sarhoş ettim sızdırasıya.

Nasıl unuturum? Yalpalayarak çıktı gitti.
Eğri bir acı konmuştu ağzına.
Korkuluklara değmeden merdiveni indim,
Ardından koştum avlu kapısına.

Soluk soluğa bağırım: “Şaka,
Tüm bu olanlar. Gidersen beni öldürürsün.”
Güldü tüyler ürperten bir rahatlıkla
Ve dedi: “Rüzgârda durma üşürsün.”

Türkçesi: Azer Yaran
Anna AHMATOVA

SON KARŞILAŞMANIN ŞARKISI

Buzdan bir el kalbimi sıkıştırıyordu sanki
Ama bir düşte yürüyor gibiydim;
Sağ elimin eldivenini
Çıkarıp sol elime giydim

Bitmez tükenmez gibi geldiler bana
Oysa topu topu üç taneydi basamaklar
“Benimle öl..” diye fısıldadı
Akçaağaçların arasından sonbahar

“Aldatıldım ben.. Üzgünüm..
Uçarı, kötü yazgım aldattı beni…”
Dedim ki “Ben de, ben de öyleyim..
Ölürüm… Ölürüm seninle sevgili..”

Son karşılaşmanın şarkısıydı bu
Dönüp bir kez daha baktım karanlık eve;
Yatak odasının penceresinde
Mumlar, kayıtsız, sarı bir ışıkla parlıyordu…

Çevirmen: Ataol Behramoğlu
Anna AHMATOVA

ŞİİR

Bilgelik yerine alışkanlık geçerli
Alışkanlık, o tatsız besin.
Bugün bile acıyla düşünürüm,
Uzun bir vaaz oldu gençliğim.

Ya katettiğim o çorak yollar
O sevmediğim adamla!
Ve diz çöküp dua etmişliğim kiliselerde
Beni gerçekten sevmiş olan için!

En unutkanlardan da iyi öğrendim unutmasını
Ve gördüm nasıl akıp gider yıllar ardarda
Ve hiç öpülmedi dudaklarım hiç gülmedi gözlerim.
Kim geri verir onları bana, söyleyin kim?

Çevirmen:Attilâ Tokatlı

ŞİİR

Hepsi satıldı, hepsi gitti, yağma edildi.
Kara kanadını açtı önümüzde ölüm,
Acı tutkular ve özlemlerle kemirildi her şey,
Öyleyse nereden düşüyor bu ışık üstümüze

Gündüzleri içine çeken şehir
Korulardan gelen kiraz kokusunu;
Yeni ve garip gezegenler ışır
Soluk yaz göklerinde geceleyin.

Ve bu evler, bu toprak, bu yıkıntılar,
Mucizenin eli değmemiştir onlara da;
Yakındır: istenen, umutla beklenen,
Herkesin beklediği o bilinmeyen an.

Çeviren: Ülkü Tamer
Anna AHMATOVA

TAŞ BİR SÖZCÜK DÜŞTÜ PARÇALANDI

Taş bir sözcük düştü parçalandı
Henüz yaşayan göğsümde.
Zararı yok, ben zaten hazırdım.
Gelirim bunun da üstesinden.
Başımda işim çok bugün:
Belleği sonuna değin öldürmek gerek,
Taşlaşması gerek ruhun
Ve yaşamayı yeniden öğrenmek.
İşte… Yazın hışırdayan sıcak soluğu
Bayram gibi sarıyor pencereyi.
Ben çoktan sezmiştim bu
Aydınlık günü ve boş evi.

Çeviri: Azer Yaran
Anna AHMATOVA

UYKUSUZLUK

Bir yerlerde, kediler miyavlıyor,
Uzaklardaki adımların sesinde kulağım
Sözlerin öylesine bir ninni ki
Uyku girmedi gözlerime iki aydan beri.

Yeniden benimlesin, uykusuzluğum!
Durgun yüzünü tanıyorum.
Güzeller güzelim, inatçım,
Pek mi kötü söylüyorum türkünü.

Beyaz perdeli pencerelerden
Mavi bir gölge süzülüyor…
Uzak bir haber avutur muydu bizi?
Niçin böylesi mutluyum seninle?

Çevirmen: Güneş Acar
Anna AHMATOVA







Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ANNA AHMATOVA

PABLO NERUDA KİTAPLARI